Teknolojinin gelişmesi ile hayatımızın kolaylaştığı gerçeği; artık kulağa bir klişe olarak gelse de, aslında çok doğru! İşimizi, özel hayatımızı, günlük rutinlerimizi hatta bazen hayata bakışımızı doğrudan etkileyen teknoloji; her sabah bizim için yeni bir sürpriz hazırlıyor. O kadar ki hayatta kendimize sorduğumuz bazı duygusal soruların cevabını bile teknolojide bulabiliyoruz. İşte teknolojiye sorulan o meşhur sorulardan biri; peki bu teknoloji, kaybettiğimiz şeyleri bize geri verebilir mi? Bu sorunun cevabına kısmen de olsa “evet” demek artık mümkün! Buraya kadar her şey tamam ama, nasıl?

3D Yazıcıların Ortaya Çıkışı

Tarihi birçoğumuzun zannettiğinden çok daha eskiye dayanan 3D yazıcı, ilk olarak 1984 yılında stereolithography (SLE) teknolojisi kullanılarak Charles Hull tarafından geliştirildi. 1990’lı yıllarda hızla ilerleyen bu teknoloji sayesinde Amerika’da ilk renkli 3D baskı alındı. 2007 yılı itibariyle de evlerimizde 3D yazıcı kullanabilmeye başladık. 3D baskı derken; sanal ortamda tasarlanmış 3 boyutlu nesneleri, katı formda somut nesnelere çevirebilen bir teknolojiden bahsediyoruz.

  • Yazıcıda basılacak nesnelerin dijital çizimleri için AutoCAD, Solidworks, Rhino, Skect Up, Blender, 3DsMax gibi bilgisayar destekli tasarım programları ile hazırlanmış çizimler kullanılıyor.
  • Çizimler, “.stl” uzantısı ile dışa aktarılıyor, malzeme ve üretim tekniğinin de seçiminin ardından baskı işlemi gerçekleşiyor. 3D baskı; filament adı verilen, eriterek dökülen bir plastik malzemenin katman katman ve üst üste serilmesiyle gerçekleşiyor.
  • Eriyerek çıkan filament, yüzeye yayıldığı anda donarak katı forma geçiyor. Malzemenin özelliğine ve kalitesine göre farklı filament çeşitleri bulunuyor. Bir diğer yandan; reçine, polyamid, seramik, titanyum gibi ham maddeleri kullanarak üretim yapabilen profesyonel 3D yazıcılar da bulunuyor.

Bu kadar çok malzeme seçeneği ve üretim tekniğindeki bu özgürlük sayesinde; özellikle sağlık, mimarlık, sanat, teknoloji gibi alanlarda hem prototip hem de son ürün elde etmek kolaylaşıyor.

3D Yazıcı Kullanım Amaçları

Hepimizi oldukça etkileyen bu teknolojinin asıl amacı; üretim maliyetlerini azaltmak ve kullanımı yaygınlaştırmaktı. Zaman içinde makine parçaları, çekiç, çivi ya da bir sistem için gereken aparatlar 3D yazıcı teknolojisi ile üretilmeye başlandığında çoğumuz çok etkilenmiştik. Hepimizin aklında benzer sorular vardı, bu teknolojiyi kendi sektörümüze ya da günlük hayatımıza nasıl entegre edebilirdik ve hepsinden önemlisi hayatta ihtiyacımız olan her şeyi basabilir miydik? İnsanların en temel ihtiyaçlarının sağlık sektöründe olduğunu belirledikten sonra, bu teknoloji size yeni bir uzuv da armağan edebilir miydi?

2000’li yılların başlarında canlı hücrelerin zarar görmeden mürekkepli yazıcılar tarafından püskürtülebildiğinin keşfiyle beraber, 3 boyutlu yazıcılar sağlık sektöründeki yerini daha da sağlamlaştırmaya başladı. Her yıl 120 bin civarı organın bir insandan başka bir insana nakil edildiği verisine de bakılarak, 3D yazıcılarla organ elde etme fikri sağlık sektörü için büyük bir umut vadetti.  Bilim insanları bu teknolojiyi efektif kullanabildikleri takdirde; uygun bağışçı beklerken hayatını kaybeden binlerce insanın, özel üretim uzuv ve organlar sayesinde yaşayabilecekleri gerçeği ortaya çıktı.

Sağlık Sektöründe 3D Yazıcılar

Tıbbi görüntüleme cihazlarının da yardımıyla, biyolojik dokuların tüm detayları dijital ortama aktarılıyor ve 3D yazıcılara uygun bir formatta dosya oluşturabilmek için ilgili programlarda çizilebiliyor. Hedef doku şekli ve işlevi için uygun malzeme ve hücre kaynağı seçiliyor. Malzeme olarak, sentetik ve doğal polimerler tercih ediliyor. Bu bileşenler, lazer destekli biyo yazıcılara entegre edilerek biyo-baskı teknolojisinin elde edilmesini sağlıyor. Seçilen malzeme, hedef doku için özel olarak geliştirilen inkjet, mikroekstrüzyon ve lazer destekli yazdırma teknolojileri sayesinde canlı yapıların oluşması sağlanıyor. Biyo-print baskı teknolojisi, henüz deneysel anlamda devam etse de birkaç sene içerisinde nakledilebilir dokular oluşturulacağı ön görülüyor.

 

Chicago’daki Northwestern Üniversitesi’ndeki bir araştırma grubu, fareler için protez yumurtalıklar bastı. Nakil yapılan hayvanların, biyo-print teknolojisi ile 3D yazıcılarda basılan organlar sayesinde gebe kaldıkları ve doğum yapabildikleri gözlemlendi. Çin’de bulunan Sichuan Revotek isimli bir biyoteknoloji şirketi de bastırılmış bir atardamar bölümünü bir maymuna başarılı bir şekilde yerleştirdi. San Diego’de yer alan Organovo isimli bir şirket ise, insan için bastırılmış karaciğer dokusunu bir fareye yerleştirdi ve organın işlerliğinin başarılı olduğu bildirildi. Tüm bu gelişmeler, insanlar için tasarlanacak tekniklerin de başarılı olabileceğinin ilk adımı oldu.

3D yazıcılar sayesinde, özellikle kemik ve kıkırdak dokusu üretmek oldukça yaygın bir yöntem haline geliyor. Hollandalı bilim insanlarının 3D yazıcı ile ürettikleri, en büyük kafatası implantı 22 yaşında kemik rahatsızlığı olan bir hastaya yerleştirildi. Kafatası kemiğinin yerine geçen bu özel üretim, dayanıklı bir plastik malzeme ile basıldı. 3D yazıcılarda kullanılan biyo-yazıcı kartuşlar ile burun, kulak, yüz gibi uzuvlar da rahatlıkla basılabiliyor. Peki ama bu teknoloji, sağlık sektöründe oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanırsa, maliyetler nasıl olacak? Bunun için henüz bir tahmin yok ama; 35 TL ile 1200 TL arasında değişen mürekkep, 40.000 TL ile 155.000 TL arasındaki biyo yazıcılar Amerika, Asya ve Avrupa’daki birçok eğitim ve araştırma kurumuna satıldı bile…

3D yazıcıların sağlık sektöründeki gelişimine bakarak; teknoloji, gerçek anlamda hayatımızın bir “parçası” oluyor demek mümkün… Hal böyle olunca, dijital ortamda çizilen bir uzvu uygun bir malzeme ile basarak canlılara entegre etmek konusunda binlerce farklı görüş de var. Bir yandan; insanlar bir başkasının hayatını kurtarmak için fedakârlık yapmak zorunda kalmayacak, hayatta kalmak için organ bekleyen binlerce insan doku uyumu beklemek durumunda olmayacak, ilaç firmalarının biyo yazıcılarla oluşturulan dokular üzerinde test yapabilmeleri sayesinde deneylerde hayvan kullanımlarına ihtiyaç azalacak, milyonlarca doktor ve tıp fakültesi öğrencisi özellikle kritik operasyonlar için 3D yazıcı ile üretilen dokular üzerinde pratik yapabilecekler.

Eğer bu teknolojik süreç, etik değerlere sahip otoriteler tarafından denetlenmezse, kontrolsüz organ üretimi sebebiyle başımıza neler gelebilir? Siz neler düşünüyorsunuz?